-KONULAR-
 1.slamda Kader
    Yazarn Notu
    nsz
    Kader Gerei
 
 2.Firavunun Mslmanl
    nsz
    Firavun Mslmandr
 
 3.Word Belgeleri
    almann Tm

       
S L A M D A    K A D E R
Kader Gerei
Sayfa 1

Sayfalar :
- 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 - 42 - 43 - 44 - 45 - 46 - 47 - 48 - 49 - 50 - 51 - 52 - 53 - 54 - 55 - 56 - 57 - 58 - 59

    Çocuktan yaşlıya, cahilinden bilgilisine kadar cami görevlilerinden, üniversite hocalarına kadar Samsun’da merkez kesimde bir kısım insanlar beni tanır ya da duymuştur. Samsun’da 2001-2004 yılları arasında tahminim 5000 (beşbin) civarında insanla konuştum, tartıştım; her biri bana on soru sormuş olsa, demek ki en aşağı bana 50.000 soru soruldu; tekrarlar dahil kader konusu üzerine. Şu anda cevaplandırılmamış tek soru bile yoktur. Bu işin başlarında tartışmalarım uzun sürerdi, bir iki saat ve çoğu zaman karşımdakini ikna edemezdim ve o kişi genelde tartışmanın sonunda kendisinin haklı olduğunu düşünürdü. Lakin son zamanlarda bu tartışma süresi bir iki dakikaya kadar düşdü. Eğer konuştuğum kişi bir mekandaysa, genelde “kapatıyorum, işim var, kapatalım bu konuyu” diyor, beni nazikçe kovuyor. Eğer mekan işletmiyorsa o ortamdan gitmeye bakıyor ”işim var” diyor. Bu konuyla direk ya da dolaylı olarak yüzlerce kitap okudum. Önce kelam kitapları sonra felsefe kitapları, zira felsefe kitaplarında dinle ilgili çok ince bilgiler mevcuttur. Onlardan faydalandım. Kelam kitaplarında bulamadığım detayları felsefe kitaplarında buldum. Bu bilgileri birleştirip yeni istidlaller (akıl yürütme) yaparak yeni sonuçlara ulaştım. Bu kitap bir oturuşta yazılmış değildir. Üç yılda yazdım. Günde on saat üzerinde düşünürdüm. Aklıma yeni bir delil geldiğinde hemen bir yere not eder, sonra o deliller birikince öyle temize geçerdim. Bu delillendirmeler daha çok; insanlarla tartışmam esnasında sorduğum sorularla oluyordu. Bir sorum veya verdiğim örnek hoşuma giderse onu not ederdim. Günde beş, altı istidlal yaptığım gibi, bazen bir hafta geçerdi de tek istidlal dahi yapamazdım. Çok olmuştur ki geceleyin uyumak üzereyken aklıma yeni bir delil gelir hemen, zayi olmasın diye kalkıp yazardım, yeniden aklıma gelir yine kalkıp yazardım. Bunun uzun sürdüğü çok olmuştur. Hatta öyle deliller vardı ki tek bir delil için yattığım yerde düşünürdüm bir de bakmışım ki iki veya üç saat geçmiş olurdu. Bu ender olurdu, normalde aklıma bir delil geldiğinde beş, on dakikada ayarlardım, yazılacak hale getirirdim. Son zamanlarda istidlal hemen hemen hiç yapmıyorum, zira tekrar oluyor, genelde kitaplardan alıntılar yapıyorum. Kitabın baş kısımları ilk zamanlar yaptığım delillerden oluşuyor. Yani kitap kolaydan zora doğru, basit anlatımlardan ince, detay anlatımlara doğru gidiyor. Dolayısıyla kitabı okuyacak kişi “bu nasıl basit anlatım böyle” deyip kitabı okumayı kesmesin. Ekseri insanlar için iddia ediyorum ki anlamakta çok güçlük çekecekleri deliller de göreceklerdir. Zira insanlar farklı farklıdır. Bazısı basit anlatımdan etkilenir, o delil ona yeterli olur. Bazısı ise çok ince deliller görmek ister. Bu delilleri görmedikçe kalbi mutmain olmaz. Bu kitapta her seviyede insanın bir şeyler bulabileceği deliller, örnekler mevcuttur. İnsanların çoğu taassup sahibidir. Kendinden önceki yaşayanların yolundan gitmeyi sever, fazla araştırmaz. Eski bildiklerine muhalif bir şey duyar, ya da görürse ilk etapta hemen reddeder. Araştırmaz, ”delilin nedir?” diye sormaz; “nereden buldun bu izahları?“ demez. Bu bir gerçektir, onun için şunu tavsiye ediyorum ki; kalabalık bir ortamda yazdığım kitabı biri sesli olarak okusun ve üzerinde konuşa konuşa, kitap baştan sona bitirilsin. Verdiğim örneklere, özgürlüğü savunanlar cevap vermeye çalışırlarken düşdükleri komik durumu göreceksiniz. Sinirden delirirler ama cevap veremezler, inanmazsanız deneyin görün.
    Bu zamana kadar okuduğum kitaplarda kader ile alakalı olarak Mutezile, Eş’ari, Maturidi, Cebriyye’den olan (Cehmiyye) mezheplerini öğrenmiştim. Bu kitabı yazmaya beni aslında iten sebep kime sorarsam sorayım; insanların %99’nun kadere inandığını söylüyor olmasına karşılık, esasında kadere inanmadıklarını anladığım içindir. Ben ise evvelden piyasadaki kader konulu yazıları okuyordum ama inanmak istemiyordum. İçimde bir şey bunun yanlış olduğunu söylüyordu. Daha sonra gördüm ki Hanefi mezhebinde olanlar hiç araştırmadan, soruşturmadan “Biz Maturidi mezhebindeyiz” deyip geçiyor, iş Ehli Sünnet’i anlatmaya geldiği zaman “Ehli Sünnet orta yoldadır; ne Cebriyye gibi insanı odun yerine koyup ondan iradesini alan, ne de Mutezile gibi kader yok diyen değildir. En doğrusu odur” derler. Fakat burada unutulan bir şey vardı; ekseri insanların gönlünde cebr (Allah’ın zorla günah işletmesi) görüşüne karşı bir hoşnutsuzluk vardır. Ve kişilere hem kadere inanıp, hem de cebr düşüncesine katılmama görüşü sunulduğunda gözü kapalı kabul ediyorlardı. Ama daha sonra zihinlerinde olan ve her şeyin sonunun cebr itikadına dayanacağı görüşünü kabul etmek istemiyorlar ve düşünmekten korkuyorlardı. Bu konuda konuşulacak olunduğunda nehyedip, “Biz bundan nehyedildik (yasaklandık)” diyorlardı ve “Kaderi konuşanlarla oturmayın”, ”Kişi kaderden konuşursa sorguya çekilir, konuşmazsa sorguya çekilmez” gibi hadisleri delil getirerek bu konuda konuşmuyorlardı. Ve sağdan soldan duydukları cüz’i irade kavramını da hatırlayıp, “Allah bize irade verdi, demek ki bir şekilde özgürlüğümüz var. Eğer bu özgürlük olmasaydı Allah zalim olurdu; bu ise muhaldir (imkansız). O zaman ben özgürüm, ama kadere de inanırım. O’nun izni olmadan yaprak bile kımıldamaz” diyorlar. İşte bu gibi insanların çoğunluk teşkil ettiği günümüzde benim amacım, kendine Maturidi adını verip, kadere inandığını söyleyen kimselerin aslında kaderi inkar ettikleri, fakat öyle bir olay ki, o kişi kaderi inkar ettiğinden haberi yok, o kendini samimi görüyor veya görmek istiyor. Ben Maturidiyye’nin, Mutezile gibi kaderi inkar ettğini ama bunu dolaylı yollardan yaparak işi sarpa sardırarak, insanların kafasını karıştırıp böyle uyduruk kaydırık bir görüş ortaya attğını söylemek istiyorum.
    Önce şunu bilelim ki, kader ile alakalı olarak Mutezile mezhebi zaten kaderi inkar ediyor ve kişi amellerini (hareketlerini) kendi yaratır diyor. Cebriyye’den olan (Cehmiyye) ise “Kişinin hiçbir şekilde iradesi yoktur, her şeyi yapan Allah’tır. Ameller zahiren kişiye isnad olunur” diyorlar. Fakat gelelim esas konuya; kitaplarda görürsünüz; “Ehli Sünnet orta yoldadır, Eş’ari-Maturidi mezhepleri haktır, aralarında önemsiz bazı ihtilaflar vardır; sonuçta yolları birdir” derler. Halbuki bu bir yalandır, çünkü cebr ile serbestlik arasında bir orta yol olamaz, bu kandırmacadır. Zaten bu gibi eserlerin yazarları Maturidi itikadındadırlar. Bakın, Eş’ariyye ile Maturidiyye arasındaki kaderle alakalı farklılıklar nelerdir. Eş’ariyye’ye göre cüz’i iradeyi Allah yaratır, Maturidiyye’ye göre Allah yaratmaz. Eş’ariyye’ye göre iman mahluktur (yaratılmış), Maturidiyye’ye göre mahluk değildir. Eş’ariyye’ye göre Allah’ın kullara güçleri yetmeyeceği şeyleri teklif etmesi caizdir, Maturidiyye’ye göre caiz değildir. Eş’ariyye’ye göre said şaki, şaki de said olamaz, Maturidiyye’ye göre olabilir. Bu gibi konuları delilleri ile göstereceğim ve piyasadaki bu cinsten kitapların hatalarını ve dedikleri lafların ne manaya geldiğini gö...

Sayfalar :
- 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 - 42 - 43 - 44 - 45 - 46 - 47 - 48 - 49 - 50 - 51 - 52 - 53 - 54 - 55 - 56 - 57 - 58 - 59

Krat OTU
islamdakader@hotmail.com